Devasa Sorunlar Yumağı: Eğitim Sistemimiz

13.09.2018
Ali Ekinciel

DEVASA SORUNLAR YUMAĞI: EĞİTİM SİSTEMİMİZ

Eğitim sisteminin bir ülkenin geleceğini belirleyen en önemli etken olduğu herkesin bildiği bir gerçek. Dünya tarihi bu gerçeği erken fark eden ulusların başarılarıyla doludur. Eğitim konusunda Cumhuriyetin kuruluş yıllarında kazanılan ivme 1950’li yıllarda başında Köy Enstitülerinin kapanmasıyla günümüze kadar sürekli aşağı bir yön seyretmiştir. Son yıllarda sürekli değişen sınav sistemi ve okullar arasındaki kalite ve nitelik anlamındaki uçurumun artması toplumun büyük kesiminin eğitim sisteminden umudunu kesmesine neden oldu. Geldiğimiz noktada, ekonomik durumları iyi olan ailelerin özel okullarda çözüm aradığı, dar gelirlilerin ise çaresiz kalarak istemedikleri okullara çocuklarını göndermek zorunda kaldıklarını görüyoruz. Herkesin cevabını aradığı soru ise bu kısır döngüden nasıl çıkılacağı.

Dünya sıralamasında hızla gerilere düştüğümüz eğitim sisteminde, yeni kabinede MEB bakanlığına atanan Prof.Dr Ziya Selçuk taraflı tarafsız herkesin üstünde fikir birliğine vardığı bir isim oldu.Eğitim adına ümitlerin tükenmeye başladığı bir dönemde uzun süre sonra ilk defa mesleğin içinden gelen deneyimli bir ismin görev başına getirilmesi herkes için bir umut olmuş durumda. Yeni MEB bakanının devasa sorunlar yumağına dönüşmüş eğitim sistemimizi düzlüğe çıkarmak için attığı ilk adımlar ümit verici.Göreve geldiği günden bu yanakısa dönemde hızlı bir sistem değişikliği yerine yavaş ve uzun döneme yayılmış bir program değişikliği tercihinin doğru olduğunu belirtmeliyim. Geçmiş bakanların yaptığı üzere her yıl tüm sınıfların programlarını değiştirmek yerine kademeli bir geçişi tercih etmesi oldukça doğru bir hamleydi.

Ülkemizin eğitim alanında oldukça fazla sorunu var. Bu yazımda kendimce en önemli gördüğüm bir kaçının üzerinde durmak istiyorum. Bunlardan ilki her yıl değiştirilen Liselere geçiş sınavları. Türkiye gibi nüfus olarak büyük fakat nitelikli okul sayısının görece az olduğu ülkemizde,liselere geçişte merkezi sınav sistemini tamamen kaldırma gibi bir lüksümüz maalesef şu an için mümkün görünmemektedir. Bu yüzden şu an ki sınav sistemimizi değiştirmek yerine içeriğindeki soru kalitesini artırmak daha doğru bir tercih olacaktır.

Diğer bir büyük sorunumuz ise öğretmenlik mesleğinin içinde bulunduğu durumdur. Hali hazırda görevde bulunan yaklaşık 900 bin öğretmenimiz var fakat ekonomik ve sosyal olarak durumları hiç de iç açıcı değil. Atanamayan binlerce öğretmenin içinde bulundukları psikolojik sorunlar toplumda travma yaşamalarına sebep olmaktadır.Kendi mesleğini icra etmek yerine sıradan işlerde çalışmak zorunda kalan binlerce öğretmenle hayatın hemen hemen her alanında karşılaşmaktayız.Özel okullarda asgari ücrete haftada 6 gün çalıştırılan öğretmenlerin durumu ise ayrı bir sorun içeriyor. Atanamadıkları için özel okulların insafına kalmış binlerce genç öğretmen, piyasada ucuz iş gücünün kurbanı olmuş durumdalar.Devlet okullarında şikâyet baskısıyla mesleğini verimli bir şekilde yerine getiremeyen öğretmenlerin durumuda bir hayli zor.

Öğretmenlerin tüm bu sorunlarının altında ise maalesef bilinçsizce açtığımız öğretmen okulları sebep olmakta. Her yıl gereğinden fazla öğretmen mezun veren bu okulların en azından birkaç sene kapanarak ülkedeki öğretmen fazlalığının sindirilmesi taraftarıyım. Bu sayede sayısı lüzumundan fazla olan ve değersizleşmiş kutsal öğretmenlik mesleğinin de toplumda gerektiği değeri bulacağına inanmaktayım.

Yazımın sonuna gelirken, son olarak gençlerimizin hayallerinin geçiş noktası üniversiteye yerleştirme sistemine değinmek istiyorum. Ülkemizde neredeyse apartmanlarda dahi açılan yüksekokullarımızı düşündüğümüzde artık merkezi sınav sisteminden vazgeçebileceğimizi düşünmekteyim. Liseye geçişte şu an için mümkün görünmeyen okulların kendi sınavlarıyla öğrenci alma uygulaması, üniversite sayımızın fazlalığına bakıldığında mümkün görünüyor. Gençlerin bir yıl boyunca verdiği emeklerin, tek bir günün stresiyle sınava girmeleri yerine kendi seçtikleri okulların sınavlarında yılda birkaç defa ter dökmeleri daha mantıklı görünüyor. Tabi üniversitelerde öğrenci alınırken torpil ve kayırmacılık gibi olaylara karşın hukuki bir takım önlemlerin alınmasının da şart olduğunu belirtmeliyim.

Kısacası eğitim sisteminde bir dizi reform yapmak zorundayız. Ülke şartlarında kısıtlı eğitim bütçesiyle bu reformları yapmak oldukça zor fakat imkânsız da değil. Tek bir kişinin gayretiyle bu sorunların altından kalkılamayacağı ortada buna rağmen Türkiye’nin bilinçli insanlarının gayretiyle bir gün eğitim sistemimizde bu atılımların yapılacağını düşünmekteyim. Umarım o güzel günü hep birlikte görürüz.

 


Bu Makaleye Henüz Yorum Yapılmamıştır. İlk Yorumu Siz Yapın!
YAZARLAR
Canlı Maç Sonuçları