Kaynayan kazan: Ortadoğu

13.11.2017
Ali Ekinciel

 KAYNAYAN KAZAN : ORTADOĞU

İslam dünyası 1500 yıl önceki Kerbela olayından bu yana bölünmüş durumda. Geçmişten bu yana gelen Şii-Sünni çekişmesi ise günümüzde İran ve Suudi Arabistan öncülüğünde Ortadoğu ülkelerinin politikalarının belirlenmesinde en önemli etken. Bu mezhep çekişmesi bir yandan bölgenin istikrarsızlaşmasına neden olurken diğer yandan da İslam dünyasında birliğin kurulamamasınında en önemli neden olmaktadır. Peki bu mezhep gerginliği son bulup bölge huzura erebilecek mi ?

Bu zor sorunun cevabı ise Ortadoğunun tarihinde yatmakta. Mezopotamyayı içine alan, tarihin ilk yerleşim ve tarım toplumuna imza atan bu coğrafya, insanlık tarihi boyunca her zaman kardeş kavgaları ve savaşlarla anılmıştır. Nuh peygamberin oğlu Kabil’in kardeşi Habil’i öldürmesiyle başladığına inanılan kan davası bu topraklarda hiç bir zaman barışın hüküm sürmesine izin vermemiştir. Buradan bakılınca tüm peygamberlerin bu coğrafyaya gönderilmesi ise hiçte şaşırtıcı değildir. Haçlı seferleri , Moğol istilası, mezhep savaşları boyunca bu bölgede akan kan 700 yıllık Osmanlı idaresi hariç hiçbir zaman durmamıştır. Bu yüzyılda İsrail devletinin kurulması ise hiç sonlanmayacak bir çekişmenin tohumlarının atılmasına sebep olmuştur.

İsrail-Arap savaşları, Lübnan iç savaşı, Irak-İran savaşı, Körfez savaşı, Irak işgali, Arap baharı ve Suriye iç savaşı içinde bulunduğumuz yüzyılda bölgenin kan gölüne dönmesine neden oldu. Son geldiğimiz noktada ise Rusya’nın desteğiyle bölgede nüfuzu güçlenen İran, diğer ülkelerin politikalarını etkilemiş durumda. Tahran siyasetinin güçlenmesiyle paniğe kapılan Suudi Arabistan ise son günlerde tarihi olaylara sahne olmakta. Genç prens Emir Selman’ın saray darbesiyle ipleri eline aldığı görülürken yakında bölgede daha aktif bir siyaset izleyeceği tahmin ediliyor.

Şii dünyanın önderi İran, müttefiki Irak ve Suriye merkezi hükümetlerine destek vererek etrafını sağlama aldı. Daha sonra körfez ülkelerine arkasını dönen Katar’ı yanına çekmekte gecikmedi. Tahranın son hamlesi Hizbullahı kullanıp Lübnan devlet başkanını istifaya zorlayarak bu ülkedede yönetimi ele geçirmek oldu. Son olarak Yemen’e silah desteği vererek Suudi Arabistan’ın arka bahçesine dahi sızan İran’ın bu yayılmacı siyaseti başta Suudi Arabistan olmak üzere Batı ülkelerinde ciddi bir tedirginlik yaratmış durumda.

Gelecek günler Suudi Arabistan’da yaşanan yönetimsel değişiklikle birlikte bölgede tansiyonun daha da artacağını gösteriyor. Mezhep çatışmasına dünyanın nükleer güçlerininde taraf olmasıyla olası bir dünya savaşının fitilinin bu bölgeden ateşleneceği tahmini ise yüksek bir ihtimal olarak beliriyor. Türkiye olarak iki ülkenin temsil ettiği bu mezhepsel bölünmede taraf olmaktansa arabulucu olmak daha mantıklı bir politika olarak görülmekte. Eğer Türkiye, Rusya, İran ve Irak ile kurduğu ittifaka Suriye hükümetini de dahil edebilirse bölgede suların bir süre için durulabileceği varsayılabilir. Ortadoğu’da yüzyıllardır beklenen nihai barış ve İslam birliği ise mezhep çatışmasının tamamen sona ermesi gibi uzak bir ihtimale bakmakta.


Bu Makaleye Henüz Yorum Yapılmamıştır. İlk Yorumu Siz Yapın!
YAZARLAR
Canlı Maç Sonuçları