KAĞIZMANLI HIFZI

14.04.2017
Sait Küçük

KAĞIZMANLI HIFZI

Sait Küçük
Araştırmacı Yazar

Hıfzı, Kars’ın ilçesi Kağızman’ın en eski mahallelerinden olan Toprakkale Mahallesinde 1893 yılı sonkânununda yani 1309 Recep ayında doğmuştur. Doğduğu aya göre Recep adı verilmiştir. Babasının adı Ağadede, onun babası Yakup Bey, onun da babası Veyis’tir. Bunların lakaplarına Yakup Bey’den itibaren Kıla Yakuplar denilmiştir.

Toprakkale mahallesinden olan anasının adı Sona’dır. Okuryazar derecede okumuş olan babası, 1920 de taşınmış oldukları Kağızman’ın Aşağı Zuvar mahallesinde, 1922 de 60 yaşında iken ve ümmi olan anası da 1920 de 57 yaşında iken ölmüştür.

Recep’in kendisinden büyük, sıra ile Dursun, Mehmet, Yakup adlı üç kardeşi ve Serfiraz adlı bir bacısı ve kendisinden küçük Ali adlı bir kardeşi vardır.

Recep 4 yaşında iken Toprakkale mahallesinde Hasan Ağagilin İsmail’in bağındaki medresede Hasankaleli Hafız Lütfi Efendi’den Kuran okumaya ve yazı dersi almaya başlamıştır. Çok yüksek kavrayışlı ve hafızası pek kuvvetli olan Recep 1902 kışında ve 9 yaşında iken bu mektepte hocasından tam hafızlık icazetini almıştır. Recep bundan sonra hep Hafız diye anılmıştır ki bu gün de bütün Kağızmanlılar onu bu ad ile yâd ederler.

Hafız Recep 9 yaşında böylece icazet aldıktan sonra o zaman bütün Kars Elinde olduğu gibi Kağızman’da daha yüksek medrese kalmadığından artık evinde, eşiğinde iş ve güçle uğraşmaya başlar. Kışları cami ve medreselerde son derece güzel olan sesiyle Kuran okumakla, yazları meyvecilerle birlikte arasıra Kars’a gelip gitmekle vakit geçiren Hafız, altı yıl böylece kalır. Bu arada gittikçe kaynamaya başlayan ruhunu dinlendirmek isteği ile kendisini yeni uğraşlara verir. 12 yaşında kaval çalmaya başlar. Pifikli Şey Yusuf’a intisap ederek Nakşibendî yolağına girip, Küfrevi daha sonra da Halidi olur.

15 yaşına girince küçüklüğünden beri hoşlandığı şiirlerle daha uğraşıp manzumede ilk denemesini yazar. Bu ilk denemelerin çoğu otlakçılara, tütün tiryakilerine, komşular arasında kendini yücelerden görenlere ait şiirlerdir. Hafızası son derece yüksek ve geniş olduğundan kendiliğinden Hıfzı mahlasını alır. Fakat bir yandan evinin ve komşularının taassubu ve bir yandan da hafızlığı yüzünden sıkılarak şiirlerini gizli tutar. Âşıklığını kimselere belli etmez. Yine bu sırada 1908 güzünde kendi evlerindeki bir odayı medrese yaparak komşu çocuklarından 70–80 kadar kız ve oğlana Kuran, inşa ve benzeri dersler okutmaya başlar.

16 yaşına girince, evlerinin bitişiğindeki komşularından Cêllolar’ın Hamza’nın pek gökçek olan kızı Sona’ya gönül bağlar. Bu sıralarda, çok iyi çalmakta olduğu kaval ile gönlünü eyleyemez olduğundan Erzurum’dan Kağızman’a yeni gelmiş olan Şeyh Şükrü Efendi’ye intisap ederek Mevlevi olup inabe aldıktan sonra def vurmayı öğrenir. Toprakkale’deki medresesinde üç yıllık hoca olan Hafız 1911 de 15 yaşına giren Sona ile evlenir. Bundan bir yıl sonra, 1912 Temmuzunda bir gece bağlarını suvarmada iken mavi bir ışık belirerek içerisinden güzel bir kız çıkar, Hıfzı’ya bir aşk badesi uzatır. Hıfzı badeyi içince kendinden geçer. Bağda baygın bir halde bulunarak eve götürülür. Baygınlığı geçip gözlerini açınca yatağı başında yığılan yakınları arasında ki baldızı Anşa’yı ona aşk badesi sunan güzel kıza benzeterek âşık olur.


O günden sonra şeriat ve törenin yasak ve melâmet saymasına bakmadan, kalbindeki aşkı artırarak sönmez bir alevle yanıp tutuşur. Ruhunu saran bu aşktan kendini kurtaramaz. Herkesten sakladığı ve büyük bir beceriyle söylediği şiirlerini uzunca kâğıtlara yazmakla, bazen saatlerce bağda kaval çalmakla ve bazen kardeşi Mehmet’e def vurdurup akşamdan sabaha dek hiç ara vermeden pervane dönmekle kaynayan, coşan gönlünü eylemeye uğraşır.


1913 güzünde hocalığının beşinci yılını tamamlayan Hıfzı bütün bu yaşadıklarından uzaklaşmak isteği ile Kağızman’ın kuzeyinde bulunan Şaban köyüne giderek imamlık yapmaya başlar. Bundan bir yıl sonra âşıklığı anlaşılan Hıfzı, her gün ikindiden sonra yalnızken bir tepeye çıkarak “yar ülkesi” olan Kağızman’a doğru bakarak aşk ve ayrılık acısıyla yanık ve uzun türküler söyler.

Bir buçuk yıl Şaban’da imamlık yaptıktan sonra 1915 baharında Kağızman’a döner. Büyük Harbin bu kırgın sırasında bir yandan talebelerine dersler verirken bir yandan da mahalle komşularından Âşık Yusuf Sezai Usta’dan saz dersleri almaya başlar.

Hıfzı’nın karısı sona 1918 yılının Mart ayında ölür. 7 yıllık karısından olan 4 yaşındaki kızı Telli, 2 yaşındaki oğlu Haşim ve 8 aylık kızı Hüsniye adlı üç çocuğu öksüz kalır. Telli ve Haşim büyür, ancak Hüsniye yaşamaz ölür.

Bundan bir ay sonra Erzurum ve Sarıkamış’tan ordumuz önünden kaçarak uğradıkları yerlerdeki Türk ahaliyi görülmemiş kıyıcılık ve canavarlıkla yok etmeye başlayan Ermeni komitecileri Kağızman’da da kırgına başlar. Çarşı merkezindeki Gamir Damı denilen hapishaneye doldurulup şehit edilenler arasında Hıfzı’da vardır.

Hıfzı, iki süngü yarası başından, bir süngü yarası da yüreğinin üstünden alarak yaralanır. 8 Nisan’da Kağızman’a giren ordu kuvvetleri ve milis güçleri yetiştiğinde Hıfzı’nın kanlar içerisinde olduğunu, dize gelerek durmadan Allah, Allah diye zikretmekte olduğunu görürler. Hıfzı yaralı bir biçimde oradan alınarak yakındaki bir eve götürülür. Bir gün yaşadıktan sonra 9 Nisan 1918 günü vefat ederek şehitlik mertebesine ulaşır. Mezarı Kağızman şehitliğindedir.

SEFİL BAYKUŞ AĞITI’NIN GERÇEK HİKÂYESİ

Hıfzı, çocukluğunda amcası Sail Bey’in kızı Ziyade ile birlikte büyür. Ziyade 15 yaşına girince halk tarafından ince hastalık olarak bilinen verem hastalığına yakalanarak ölür. Amcası kızı Ziyade’nin genç yaşta ölmesi ile yıkılan Hıfzı mezarlığa gider. Mezarlığı bir viraneye benzetir. Viranede baykuşların tünediğini düşünür. Ziyade’yi bu viranede yatarken görünce bir baykuşa benzetir. Ama bu baykuşun sefil olduğunu bilir. Yaktığı ağıtta Ziyade’ye sefil baykuş diye hitap eder. Burası bir viranedir burada ancak baykuşlar tüner. Sen bir baykuş değilsin. Bu yerde ne işin var? Senin yerin yurdun virane midir diye sormaya başlar. Ziyade’ye sefil baykuş diye hitap eder. Sonradan sefil baykuş deyimini şeyda bülbüle çevirir. Yaktığı ağıtın her hanesine Ziyade bir hane ağıt ile cevap verir. Ağıt böylece 15 hane Hıfzı’nın, on beş hane Ziyade’nin ağzından otuz haneye ulaşır.

Hıfzı’nın söylediği on beş hane kayıt altına alınırken Ziyade’nin söylediği on beş hanenin yedi hanesi bulunamaz. Hıfzı üzerine çalışma yapan Araştırmacı Yazar ve Halk Ozanı Sadık Miskini ağıtın akışına uygun olarak Ziyade’nin ağzından Hıfzı’ya cevaben yedi hane yazar ve bu şaheseri otuz haneye tamamlar.

SEFİL BAYKUŞ AĞITI

Hıfzı:
Sefil baykuş ne gezersin bu yerde
Yok mudur vatanın ellerin hani
Küsmüş müsün selamımı almadın
Şeyda bülbül şirin dillerin hani

Ziyade:
Emmimzade küsmemişim ben senden
Ölüm lal eyledi dillerim yoktur
Eydi kametimi büktü belimi
Kalkamam ayağa hallarım yoktur

Hıfzı:
Ecel tuzağını açamaz mısın
Açıp da içinden kaçamaz mısın
Azat eyleseler uçamaz mısın
Kırık mı kanadın kolların hani

Ziyade:
Ecel tuzağını açamaz oldum
Açıp da içinden kaçamaz oldum
Azat eylediler uçamaz oldum
Kırılmış kanadım kollarım yoktur

Hıfzı:
Bir kuzu koyundan ayrı ki durdu
Yemez mi dağların kuş ile kurdu
Katardan ayrıldın şahan mı vurdu
Turnam teleklerin tellerin hani

Ziyade:
Ben kuzuydum ayırdılar sürümden
Dağlar kan ağladı ah u zarımdan
Şahan vurdu şol kanayan yerimden
Döküldü teleğim tellerim yoktur

Hıfzı:
Aç mısın yok mudur ekmeğin aşın
Odan ne karanlık yok mu ataşın
Hanıdır güveğin hanı yoldaşın
Hani kapın bacan yolların hani

Ziyade:
Zehir eylediler ekmeğim aşım
Tütmüyor dumanım sönmüş ataşım
Ne bir güveğim var ne de yoldaşım
Yoktur kapım bacam yollarım yoktur

Hıfzı:
Kara yerde mor menekşe biter mi
Yaz baharda İshak kuşlar öter mi
Bahçede alışan çölde yatar mı
Uyan garip bülbül güllerin hani

Ziyade:
Haber edin ishak kuşlar geçende
Selam söylen her turnalar uçanda
Ak kırmızı sarı güller açanda
Yollayın bana da güllerim yoktur

Hıfzı:
Bunda yorgan döşek yastık var mıdır
Bu geniş dünyada yerin dar mıdır
Dalın tahta duvar önün yar mıdır
Yeşilbaşlı sonam göllerin hani

Ziyade:
Sine bağrım hasretinen nar oldu
Dalım tahta duvar önüm yar oldu
Bu geniş dünyada yerim dar oldu
Konup da yüzemem göllerim yoktur

Hıfzı:
Dolanırdın sol u sağlarımızda
Körpe maral idin dağlarımızda
Taze fidan idin bağlarımızda
Felek mi budadı dalların hani

Ziyade:
Sağ iken gezerdim sol u sağlarda
Dolaşırdım maral gibi dağlarda
Bara düşmüş fidan idim bağlarda
Felek çok budadı dallarım yoktur

Hıfzı:
Düğününde acı şerbet içildi
Gelinlik esbabın dar mı biçildi
İlikle düğmeni göksün açıldı
N’oldu kemer beste bellerin hani

Ziyade:
Düğünümde acı şerbet içildi
Gelinlik esbabım darca biçildi
Bedenimde çok yaralar açıldı
Kemer bağlayacak bellerim yoktur

Hıfzı:
Alışmış kaşların var mı kınası
Alayıdı o gözlerin binası
Kocaldın mı on beş yılın sonası
Yok mudur takatin halların hani

Ziyade:
Ala kaşlarımın kınası solmuş
Ala gözlerime topraklar dolmuş
Sararmış gül benzim safiran olmuş
Solmuş al yanağım hâllarım yoktur

Hıfzı:
Emmim kızı aç kapıyı gireyim
Hasta mısın halın hatrın sorayım
Susuz değil misin bir su vereyim
Çaylarda çalkanan sellerin hani

Ziyade:
Haber edin kuşlar çeksin yasımı
Yuva yapsın püskülümü fesimi
Koymadılar doldurayım tasımı
Havuzdan ayrıldım sellerim yoktur

Hıfzı:
Civan da canına böyle kıyar mı
Hasta başın taş yastığa koyar mı
Ergen kıza beyaz bezler uyar mı
Al giy allı balam şalların hani

Ziyade:
Ben gelende bizim eller yaz idi
Ettiğimiz cilve idi naz idi
Çeyiz düzemedim ömrüm az idi
Göçtüm gömlek ile şallarım yoktur

Hıfzı:
Her gelip geçtikçe selam vereyim
Nişangâh taşına yüzüm süreyim
Kaldır nikabını yüzün göreyim
Ne çok saralmışsın alların hani

Ziyade:
Anam beni bir kuş etti uçurdu
Durma dedi bağlarından göçürdü
Kahpe felek bizi çarktan geçirdi
Yaslıyım yeşilim allarım yoktur

Hıfzı:
Yatarsan gaflette gamsız kaygusuz
Nenni balam nenni kalma uykusuz
Hem garip hem çıplak hem aç hem susuz
Felek fukarası malların hani

Ziyade:
Yaren yoldaş beni düşlerde görsün
Görenlerde halım hatırım sorsun
Yoldan gelip geçen fatiha versin
Felek dilencisi mallarım yoktur

Hıfzı:
Daha seyrangâha çıkamaz mısın
Çıkıp ta bağlara bakamaz mısın
Kaldırsam ayağı kalkamaz mısın
Ver bana tutayım ellerin hani

Ziyade:
Hasta düştüm seyrangâha çıkamam
Çıkıp yârin yollarına bakamam
Kaldırsan da ben ayağı kalkamam
Uzatacak nazik ellerim yoktur

Hıfzı:
Sen de HIFZI gibi tezden uyandın
Uyandın da taş yastığa dayandın
Aslı Hanım gibi kavruldun yandın
Yeller mi savurdu küllerin hani

Ziyade:
Ben de HIFZI gibi tezden uyandım
Uyandım da taş yastığa dayandım
Aslı Hanım gibi kavruldum yandım
Sam yeli savurdu küllerim yoktur

Kaynak: Sait Küçük, Kağızmanlı Hıfzı, Ürün Yayınları 2007 Ankara


Etiketler:
Bu Makaleye Henüz Yorum Yapılmamıştır. İlk Yorumu Siz Yapın!
YAZARLAR
Canlı Maç Sonuçları