OYALAMA SANATI: TÜRKİYE - AB İLİŞKİLERİ

03.04.2017
Ali Ekinciel

OYALAMA SANATI: TÜRKİYE - AB İLİŞKİLERİ

Neredeyse çeyrek asırdır kapısında bekletildiğimiz Avrupa ile ilişkilerimiz oyalama sanatının en güzel örneğini teşkil etmektedir. Gelinen son noktada ise ilişkiler tarihte hiç olmadığı kadar gerilmiş durumda. Peki karşılıklı yıllık ticareti milyon doları bulan , her yıl binlerce turistin gidip geldiği , ve yurt dışında yaşayan milyonlarca gurbetçisi olan Türkiye ve AB ülkeleri arasında ipler kopma noktasına nasıl geldi ? Ve daha da önemlisi bundan sonra ilişkiler nereye savrulacak ? Bu soruların cevaplarını bize her zaman olduğu gibi yine tarihin kendisi veriyor.

II.Dünya Savaşı sonrasında Türkiye , çok partili sisteme geçmesi , Koreye asker göndermesi ve Natoya üye olması ile Batı dünyasıyla oldukça yakınlaşmıştı. ABD'nin Marshall yardımlarını kabul eden ülkemiz aynı zamanda soğuk savaşta safınıda belirlemişti. 1960 askeri darbesi sonucunda başbakan ve bakanların asılması ise Batı ile ilişkileri bir müddet soğutsada 3 yıl sonra AET ile tam üyelik yolunda Ankara antlaşması imzalanmasına engel olmamıştı. Batı dünyasıyla ilişkiler bu yıllarda iş gücü göndermenin gölgesinde gelişmekteydi. 70'li yıllarda AET ile ilişkiler zirve yaparken , genişleme görüşmeleri uzlaşmalarla sürmekteydi. İki taraf arasında esen bu bahar havası ise 1974 Kıbrıs Barış Harekatıyla sonlanıyordu. ABD ve Avrupa ülkelerinin Kıbrıs çıkarmasına cevabı ağır bir silah ambargosu ve ilişkilerin dondurulması olmuştu. Avrupanın Türkiye'yi uzaktan izlediği 1970'li yılların sonlarında ülkede yaşanan kaos ve siyasi karışıklık ise yükümlülüklerin yerine getirilememesine neden oluyordu. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi ise ilişkileri tümden kesecekti.

80'li yıllar Türkiye'de değişim yıllarıydı. Yavaşda olsa demokrasiye tekrar geçiş , ağır sanayi hamlesiyle gerçekleştirilen ekonomik reformlar ve büyüyen pazar Avrupanın tekrar Türkiyeyi hatırlamasına neden olmuştu. 1986 yılında AET ortaklık konseyi toplantısıyla ilişkiler tekrar başladı. Ertesi yıl Türkiye tam üyelik başvurusunda bulundu. Avrupanın gözünü dağılmakta olan Sovyet Cumhuriyetlerine diktiği bu yıllarda Türkiye bir kez daha olumsuz cevap alıyordu. Tekrar kopma noktasına gelinen ilişkilerde 1996 yılı dönüm noktası olacaktı. Bu tarihte Türkiye tartışmalı Gümrük Birliğine imza atmış ve Avrupa ile serbest ticaret bölgesine dahil olmuştu. Uzun zamandır yürürlükteki bu anlaşmayla kimin daha kazançlı çıktığı ise halen tartışma konusudur.

2000'li yıllarda artık tam üyelik için sabırsızlanan Türkiye'nin önüne bu seferde Kopenhag kriterleri konuldu. Türkiye bu süreçte ölüm cezasını kaldırıp , anayasasında bir çok reform yapmıştır. Nihayet 2005 yılında Brüksel zirvesinde Türkiye'nin kriterleri tamamladığı kabul edilerek tam üyelik müzakereleri başlamış oldu. Tüm bu gelişmelere rağmen AB genişleme sürecinde öncelik Baltık ülkelerine , Hırvatistan ve Bulgaristan'a tanınmış , Türkiyenin önüne ise Kıbrıs meselesi çıkarılmıştı.

Sonuç olarak yıllar süren bu oyalama sürecinde Türkiye bu samimiyetsizlikten bıkmış halde Avrupa'dan hızla uzaklaşmaktadır. AB ise ortak bir anayasa yapamamanın hayal kırıklığı , ekonominin gerilemesi , ingiltere'nin ayrılması ve Rusya'nın yükselişiyle eski popülerliğini yitirmiş durumda. Önümüzdeki yıllar AB nin daha izole , daha kapalı sadece askeri bir Hristiyan savunma paktı olacağını göstermekte. Bizim için ise en hayırlısı Avrupa'nın özgürlük , demokrasi ve insan hakları gibi evrensel değerlerini kendi kültürümüzle birleştirerek Orta Doğu'da modern , örnek bir ülke olmaya çalışmaktır.

Ali Ekinciel

 


Bu Makaleye Henüz Yorum Yapılmamıştır. İlk Yorumu Siz Yapın!
YAZARLAR
Canlı Maç Sonuçları