ERGENEKON'DAN ÇIKMAK .

18.01.2017
Evren ALANKUŞ

ERGENEKON’DAN ÇIKMAK …

Önce kısa bir tarih bilgisini hatırlatmak ile başlayalım, biliyorsunuz Türk tarihinde Ergenekon efsanesi önemli bir yer tutar. Bu efsaneye göre Oğuz Han soyundan İl Han'ın ( İl Kağan) ordusu Tatarlarla savaşır ve yenilgiye uğrar. Tatarlar İl Han'ın ordusundaki büyükleri öldürür küçükleri tutsak ederler. İl Han'ın küçük oğlu Kıyan (Kayan/Kayı) ve İl Han'ın yeğeni Nüküz ( Tokuz Oğuz/ Dokuz Oğuz) yeni evlenmiş eşleri ile birlikte tutsaklar arasındadır. Bu gençler bir gece eşleriyle birlikte kaçmayı başarırlar. Obalarına dönüp düşman eline geçmemiş ne varsa toplarlar. Bir araya getirdikleri deve, at, öküz ve koyunları ile birlikte yola koyulurlar. Daha önce hiç insan yaşamamış dağlar arasında bir yere ulaştıklarında burada yaşamaya karar verirler. Vardıkları bu yer çok verimli topraklara sahiptir. Burada pınarlar, faydalı otlar, bitkiler, meyve veren ağaçlar, avlanacak hayvanlar vardır. Artık yaşamaya karar verdikleri bu yeni vatanlarına Ergene Kon (maden yeri ) adını vermişlerdir. Kıyan ve Nüküz'un soyları burada 400 yıl sürede çoğaldıktan sonra bu cennet vatana sığmazlar. Atalarının topraklarına geri dönmeye karar verirler. Fakat İl'hanın torunları yolu bulup çıkamazlar. Bir gün yine çıkış yolu ararken bir bozkurt farkederler ve takip ederler. Bu bozkurt onlara yol göstermiş, bir dağının önünde durmuştur. Başta çıkmaz bir yol olarak gözükse de bu dağ daha sonra bir kısmının demirden olduğunu farketmeleri ile birlikte vakit kaybetmeden o demiri eriterek kendilerine yol açarlar. Kıyan soyundan Börte Çine ( Bozkurt) Kağan önderliğinde Ata yurtlarına döner daha sonradan ise Tatarlardan öçlerini alırlar. Bu yüzden Göktürkler her sene Ergene Kon'dan kurtuluş gününü 21 Mart'ta bir bayram olarak kutlarlar. Bu günde ateşte demir kızdırıp örs üzerinde çekiş ile döverler ve o gün için zindandan çıkıp ata yurdumuza döndüğümüz gün derler. Ergenekon'dan çıktıkları gün olarak kabul ettikleri 21 Mart, hem özgürlük hem de bahar bayramı olarak hala kutlanmaktadır. Burda görüleceği üzere Türk tarihinde kendine zor zamanda, dar zamanda yardım eden bir kurt Türkler için çıkış yolu olmuş olup, bayraklaştırılmıştır. Peki bu olaydan ne sonuç çıkarmalıyız; öncelikle Türk adının kaynağınıda belirterek sonuçlar çıkaralım. Biliyorsunuz Türk, Töreye uyan, Töreli anlamına gelen Törk sözcüğünden doğmuştur. Şimdi burda birincisi Ergenekon’dan çıkarken kendisine yardım eden bir hayvan dahi olsa ona olan minnetini,saygısını ve kadir bilenliği unutmamak ve bunu ifade etmek için onu bayraklaştıran bir geleneğin temsilcileri olduğumuzu görüyoruz. İkincisi Türkler Törelerine bağlı, yani gelenek ve göreneklerine bağlı ilkeleri olan , prensipleri olan bir halktır, bu da işin diğer yanı .

Bu tarihsel bilgiler şunun için önemli. Bugün siyaset dünyasına baktığımızda korkunç bir keşmekeş, ilkesizlik, kadirşinas bilmemezlik, geçmişini unutma, değer bilmemezlik vs birçok tarihimize uymayan ,bizi biz yapan değerlerle örtüşmeyen olay vardır.Ve bunlar “bize” bizi biz yapan tarihimize yakışmamaktadır. Tarihte gerçekten önemli olaylara imza atmış, çağ değiştirtmiş bir halkın,milletin evlatları olarak olup bitenleri görünce “ahh” etmemek mümkün mü? Yüksünmemek mümkün mü? Ağrımıza gitmemesi mümkün mü? Gelelim kast ettiklerimizi örneklendirmeye; bugün ülkemiz bir darbe girişimi yaşamış bunu da ancak iktidarı,muhalefeti, sağcısı,solcusu ile dindarı,dinsizi ile buna karşı çıkınca ancak birlikte atlatmış. Bu sınavın bazı sıkıntıları olsa da genel anlamda demokrasiyi savunma noktasında başarı ile geçmiştir.

Fakat, sorun tam da burda. Bir darbe yaşanıyor, çok kritik zamanlarda herkes tavrını neye göre alacak derken toplum birbiri arasındaki sorunları hasıraltı ederek bir bütün halinde reflex gösteriyor, ardından İktidar ve Sayın Cumhurbaşkanı muhalefete darbe girişimindeki demokrasiyi savunma çizgisinden dolayı defalarca kez teşekkür ediyor, yine Sayın Cumhurbaşkanı kendisine hakaret suçları dahil bütün halihazırdaki adli mercilere intikal eden dosyaları, davaları ortamı yumuşatmak adeta babacan bir tavır göstermek için geri çektiriyor, Ak Parti binalarına dev Atatürk posterleri asılıyor. Tam herşey ılıman, birbirini anlayan, birbirini dinleyen ,birbiri ile kardeşce diyalog kurulacak bir Zemin olmuşken ve demokrasinin burdan güçlenerek çıkacağı bir Zemin var diye sevinirken, insanımızın geleceğe daha güvenli daha sımsıkı birbirine sarıldığı bir ortam oluşmuşken sanki “görünmez bir el“ düğmeye basıyor ve yine eski istemediğimiz kutuplaşmaların, birbirine düşmanca bakan bir atmosferin olduğu ortama geri dönüyoruz. Şaka mı diyeceğiz ama şaka değil gerçekten. Film mi diyeceğiz ama Filmse bile nasıl bir senaryo bu dedirtiyor cidden. Bugün tam bunları yazarken Ohal Khk’larına gerekçe oluşturan yaklaşımı anlamaya çalıştım. Gerekçe olarak tam da kutuplaşma olmaması vs gibi nedenleri gördüm, örneğin rektörlerin Cumhurbaşkanı tarafından atanması.Bunun üniversitelerde rektörlük seçimlerinde hele böyle bir dönemde gerginlik oluşmaması olarak izah edilmişti. Bugün ise bakıyoruz herşey tam tersi. Bir başkanlık oylaması yapılıyor e tam da bu yüzden kutuplaşma,gerilim artıyor. Nedeni çok basit;dünya akbabalar sofrası ve gece-gündüz herkes bunu dillendiriyor ama bu akbabalar sürekli fırsat kolluyor bu da biline bir gerçek. Birlik olamayıp bir ayağımız kayarsa-kaydırırlarsa düşeceğimiz durumları, halimizi düşünebiliyor musunuz? Bir başkanlık oylamasının mecliste yapıldığı tam şu günlerde sormamız gereken şudur; Ergenekon ve Türk adına ve tarihine yakışır şekilde ; bize zor dönemde ,dar dönemde yardım edenleri (muhalefeti) unutacak mıyız? Bizİ zor günlerde ,kritik süreçte yalnız bırakmayan muhalefeti sustururak ona adeta “köprüyü geçene kadar ayıya dayı” diyen kötü ve pragmatist bir yaklaşım ile mi bakacağız? Türk’ün varlığı ve kendini yaşamsallaştırması ,varlığını bugünlere devlet kurarak taşıması hep kendisine yardım eden bir hayvan dahi olsa ona olan minnetini,saygısını ve kadir bilenliği , vefalı olması, riyakar olmaması ,dürüst olmasıysa, Töresi buysa ve töreye uyduğu için adı Türk diye tarihe geçtiyse bugün tarihimizle bile ters düşmüyor muyuz? İşimize gelince işimize yaradığında vefalı yada vefasız davranmak doğru bir ölçü mü? Işine gelmeyen herkesi istediği zaman “kötü”, “tukaka” ilan edip Milli birliği ,beraberliği asıl olarak bölen,yoran,sakatlayan anlayışın sahipleri kimlerdir? Hep Osmanlı, Osmanlı deriz ama Osmanlıda akil insanlara, ak saçlı büyüklere, ilimle-fenle uğraşanlara büyük itibar vardı. Birçok şey onlara danışılırdı. Yine Türk geleneklerinde şura en önemli kararların alındığı yerdi. Ben varsam varım, yoksam yokum diyen oyun bozanlık olunca da imparatorluk gerileme dönemine girmişti. Tarih önemlidir, tarihe bakacağız ki geleceğe ona göre ışık tutacağız tarihten aldığımız derslerle.

Burda hiç kimse kusura bakmasın sorun büyük ölçüde iktidar partisindedir. Çünkü yöneten O’dur. Başkası,başkaları yanlış yapsa da düzeltecek olan, ılıman olacak olan, babacan hatta gerektiğinde anaç olacak olan O’dur. Çünkü bugün tarihimizden bugüne taşığımız devleti bütün kurumlarıyla sevk ve idare eden O’dur. Velhasıl kendimizi tenkit etmedikçe, herşeyi ben bilirim ,biz bilirim kibiri ile yaklaşırsak tariihimizden de ders alamadığımız görülür. Yazılacak belki çok şey var ama son sözleri Şeyh EDEBALİ’nin Osmanlı İmparatarluğunu kuran Osman Bey’e verdiği öğütler ile noktalayalım. Ki bu öğütler Osmanlıyı osmanlı yapan kadim öğretilerdir ve halen yönetici konumda olan olmak isteyen kişiler için başyapıt niteşiğindeki baş ucu dersleri içeren öğütlerdir.

“Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul! Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir….”

Herkese umut dolu günler dileğiyimle…
 


Bu Makaleye Henüz Yorum Yapılmamıştır. İlk Yorumu Siz Yapın!
YAZARLAR
CANLI YAYIN
Canlı Maç Sonuçları
HAVA DURUMU
KARS
ÖLÇEK E-GAZETE