Sait KÜÇÜK: KAĞIZMAN TARİHİ´NİN DÖRT ÖNEMLİ ŞAHSİYETİNİ YAZDI

30.05.2016   13:31

Sait KÜÇÜK: KAĞIZMAN TARİHİ’NİN DÖRT ÖNEMLİ ŞAHSİYETİNİ YAZDI

KAĞIZMANLI KADIN KAHRAMAN: “ŞEHİT MUHİBE HATUN” (Doğumu: … / Ölümü:1918)

Tacettin DURMUŞ / KAĞIZMAN (ÖLÇEK HABER AJANSI)

Araştırmacı Yazar ve Gazeteci Sait Küçük, Kars Ardahan Iğdır Kalkınma Vakfı’nın çıkardığı “Kars” Dergisinde kaleme aldığı yazısında, Kağızman tarihi’nin dört önemli şahsiyetini yazdı.

Sait Küçük yazısında, doğum yılları belli olmayan Kağızmanlı Kadın Kahraman Şehit Muhibe Hatun (Ölümü:1918) ve Şehit Avcı Mahmut (Ölümü: 1918) ile Milli Şura Hükümeti’nin Kağızman Sancağı Askeri Kumandanı Mehmet Ataman (Doğumu: 1876 – Ölümü: 13.07.1942) ve Milli Şura Hükümeti Dâhiliye Mümessili Ali Rıza Ataman’ı (1884-1955) anlattı.

KAĞIZMANLI KADIN KAHRAMAN: “ŞEHİT MUHİBE HATUN” (Doğumu: … / Ölümü:1918)

Küçük yazısında ilk olarak doğum yılı belli olmayan 1918 yılından ölen Kağızmanlı Kadın Kahraman Şehit Muhibe Hatun’u ÖLÇEK Gazetesi okurlarına şu şekilde aktardı:

“Kağızmanlı Kadın Kahraman Şehit Muhibe Hatun, Kağızman’ın kadın kahramanlarından ve şehitlerindendir. İlçenin köklü ailelerinden Karacaoğulları sülalesine mensup olup Karaca Ali Dede’nin kızıdır. Ecolar lakaplı aileden İso ile evlenmiştir.

Toprakkale Mahallesi’nin Tekbağ mevkiinde ki evlerinde ikamet etmekte iken Ermeniler’in Mart-Nisan 1918 de başlattıkları katliamlarda yaşamını yitirmiştir. 1918 Nisan ayı başlarında Toprakkale Mahallesindeki Türk ahaliye “Kardeş olduk, barış yaptık” diyerek silahlarını toplayan Ermeniler, esir aldıkları halkı çarşı merkezindeki Gamir Damı’na doldurmak için yola koyulurlar. Tek Bağ mevkiine geldiklerinde bu bağın içinde bulunan eve baskın düzenlerler. Baskın öncesi tehlikeyi sezen Muhibe Hatun ve kocası İso, çocukları Fetullah, Sefullah (Sefo), ve Zinnet’i bacada bulunan “hinzan”a çıkarırlar. Ermeni askerleri içeri eve baskın yaptıklarında Muhibe Hatun tandır damında ekmek pişirmektedir. Kocası iso’da yanında durmaktadır.

Ermeni askerleri İso’yu yakasından tutup dışarı çıkarmak isterler. İso direnir fakat Ermeni askerlerince dışarı çıkarılıp diğer esirler arasına katılmak istenir. Muhibe Hatun “Bırakın kocamı kâfirler, İso’yu nereye götürüyorsunuz” diye bağırıp Ermeni askerlerinin üzerine hücum eder. Ermeni askerlerinden birisi Muhibe Hatun’u iter. Yere düşen Muhibe Hatun tandır başında duran egiş’i kaptığı gibi sivri ucunu Ermeni askerinin kafasına saplar. Acıyla kıvranan Ermeni askeri silahını doğrultarak Muhibe Hatun’u tandırın başında şehit eder.

Muhibe Hatun’un kocası İso Toprakkale’den getirilen esirler arasında katılarak Gamir Damı’na getirilir. 8 Nisan 1918 günü yapılan Gamir Damı katliamında 105 kişi ile birlikte şehit edilir.
İso’nun ve Muhibe Hatun’un Fetullah ve Sefullah adlı erkek çocukları kaybolarak kendilerini Kars’ta yetimhanede bulurlar. Zinnet adlı kız çocukları ise Karaca Ali Dede tarafından bulunup büyütülür. Fetullah, (Daysallı) Sefullah (Karaağaç), Zinnet ise (Kesen) soyadını almışlardır. Her üç çocukta hayatta değildirler.

Zinnet, Kağızman’ın istiklal madalyası sahibi, berber ve sünnetçi Mevlüt Kesen ile evlenmiş olup 5 kızı ve 1 oğlu olmuştur. Büyük kızı Şadiye Küçük, Kağızmanlı Araştırmacı Yazar Sait Küçük’ün, yani benim annemdir.

Muhibe Hatun’un mezarı onunla birlikte 7 kişilik şehit mezarı olup Tekbağ kapı girişinde bulunmakta iken Toprakkale Mezarlığı’na nakledilip benim girişimimle dönemin kaymakamı Şuayib Gürsoy tarafından anıt mezar olarak yaptırılmıştır.”

(Kaynak: Sait Küçük-Lemin Gülderen, Kağızman’da Yaşanan Rus Zulmü ve Ermeni Mezalimi, Ankara / 2007)

KAĞIZMANLI ŞEHİT AVCI MAHMUT ( Doğumu: … / Ölümü: 1918 )

Avcı Mahmut aslen Kağızman’ın Kızılkilise köyünde yaşayan yerli ahalisinden olup, lakaplarına ABI USTALAR denilmektedir.

Yukarı Kümbet Mahallesindeki baba bağında oturmuş olan Avcı Mahmut’un hanımı Sabire’den İmdat Ali, Miktad, Mehmet, Leyli, Suna ve Güleser adında dördü erkek üçü kız olmak üzere yedi çocuğu olmuştur. Ailesi KOMAN soyadını almıştır.

Kırk yıllık kara günlerde Kümbet mahallesinde ikamet eden Mahmut Avcı lakabının yapmış olduğu atıcılıktan, almıştır. Attığı kurşunun boşa gitmediği, ava çıktığı zaman dağ keçisi, ayı,domuz,tavşan,keklik avlamadan geri dönmediğini ailesinden ve yöre halkından öğreniyoruz.

1878’de Ayastefanos antlaşmasıyla Ruslar Kars iline resmen yerleşirler.3 Mart 1918’de Türkiye ile Bolşevik Rusya arasında yapılan Berest Litovsk antlaşmasının 4. maddesine göre Kars, Ardahan, Batum, bize verilir. Buna razı olmayan Taşnak Ermeniler 1918’de Mart’ın ilk haftasından nisan ayın sonuna kadar 55 gün Kars ve civarında Türkleri acımasızca katletmeye başladılar
Kars’ta olduğu gibi Kağızman’da da Türklere karşı girişilen bu soykırıma karşılık vermek için gerek ordumuz, gerekse sivil halkımız, genç, ihtiyar, erkek, kadın demeden elele gönül gönüle vererek düşmana karşı direnmişlerdir.

Kars’ta kurulan Milli Şura hükümetinin mümessili Ali Rıza Bey önderliğinde sivil halkımızın oluşturduğu milis güçleri Kağızman’ı Rus ve Ermenilerden kurtarmak için büyük mücadeleler vermişlerdir.
Milis kuvvetleri içinde bulunan avcı Mahmut, düşmana ilk kurşunu şöyle atmıştır. Yukarı Kümbet mevkiinden sabah namazını kılmak için Feyzullah Bey Camisine gelmek isteyen Müslümanlar dereden çıkınca Hacı Kağızman Türbesinin istikametinden açılan ateşler sonucunda vurulurlar. Yine bir sabah namazı vakti kurşun sesi gelince Avcı Mahmut’u seslerler. Dürbününü silahını alır, Gordik’teki kanalın içine girer. Hacı Kağızman türbesi yanında Nalbant Halit’in durduğu evden bir Ermeninin elinde silahıyla ateş açtığını görür. Silahını doğrultur. Gordik’ten ateş ederek Nalbant Halit’in terk ettiği evindeki Ermeni’yi sağ memesinden vurur.(Bu hadiseyi Avcı Mahmut’un oğulları Recep Çakmakçı anlatmıştır.).

Tenekeci Musa BORAN Avcı Mahmut’un avcılığını, nişancılığını anlatarak ondan söz ettiği zaman Avcı Mahmut’un mermisinin gözünün olduğunu söylemiştir.
Korkusu bulunmayan Avcı Mahmut, Armutlu’lu bir arkadaşıyla Madır Kalesi çevresinde avlanırken bir ayı kaçarak mağaraya girer. Avcı Mahmut, mağraya ateş açar, ayı dışarı çıkarak hücuma başlar. Armutlulu avcının silahı elinden düşer. Avcı Mahmut, silahını doğrultarak ayıyı alnından vurur. Kağızman’a getirip Rus gamandırına (komutan) verir. Ayı 11,5 Put ağırlığındadır.(1 put, 16 kg olup 180 kg gelmiştir).Ruslar ayının yağını çıkarıp ilaç ediyorlar. Karşılık olarak Avcı Mahmut’a 1 maddel tüfek hediye ederler. O zamanki Rus deposu şimdiki Müftülük binasının yanındaki lojmanlarda imiş. Tüfeği olan Avcı Mahmut velenseye(battaniye) sararak Kümbet’e götürür.(Bu hadiseyi Miktat KOMAN anlatmıştır;)

Avcı Mahmut ve büyük oğulları Toperlerin bağında bir evin odasında korunan güzel kadınların ve kızların namusuna Ermeniler dokunmasın diye sabahlara dek beklemişlerdir.(Bu hadiseyi anlatan Eşekçi Ali’nin karısı Novart Eze’dir.”Tıfınklarla beklerlerdi” demiştir).Novart ve Satenik, Ermeni asıllı iki kız kardeştir.
Avcı Mahmut Yukarı Kümbetteki evinden çıkarken silahını, mermisini yanına alır,ailesine “biz dövüşeceğiz belki dönemem” der.Büyük oğluna çocukların başında bulunmasını tembihler,helalleşerek evden çıkar.Halk ile birlikte Taşkışla’ya doğru hareket ederler.Silah arkadaşları arasında bacısı oğlu Şido Ömer,Garip Mehmet,Çilo Recep ,Arif Kaplan,Havo Keleş,Tırıfo Mısto,Tiroğlu Recep,Kızılkiliseli Yakup ta bulunmaktadır.
Taşkışla’ya güneyden girmek isteyen Ermenilere karşı cephe alınır. Ermeniler kışlaya girmeye başlayınca açılan ateşler sonucu Yakup dizlerinden vurulur. Yaralanan Yakup’u dereye indirirler. Ermeniler gücü karşısında daha fazla direnmeyen az sayıdaki Müslüman halkımız geri çekilmeye başlayınca Şido Ömer Avcı Mahmut’a “arkadaşlarımız hep çekildi gel bizde çekilelim” der. Avcı Mahmut,”ben gavura dal dönmem, sen ateş et, Ermeni’den önce kışla binasına ben gireyim, ateşimin sesini duyunca sen kaç git” diyor. Taş kışla binasına girmeyen Ermeniler, binanın ikinci katının son penceresinden mermi yağdıran Avcı Mahmut’u vurmak için kendi aralarında kura çekerler. Avcı Mahmut’u vuracak olan Ermeni askeri ödüllendirecektir. Kurayla belirlenen Ermeni askeri Keçe Sappik giyinir ki yer patırdamasın kışla binasının etrafını dolaşarak dibine girer. Pencerenin altından ateş edince Avcı Mahmut çenesinin altından vurulur. (Bu hadiseyi Şido Ömer Hacı Kadir Koman’a böyle anlatmıştır.)

“Ali Rıza Bey kumandasındaki Milis Kuvvetleri Ortakale’de bulunan karargâhlarından zaman zaman Kağızman’da ki Ermeni birlikleri üzerine baskınlar düzenlerler. Bu baskınların birinde güney tarafından, otluklar mevkisinden Taşkışla’ya giren milis kuvvetlerimiz içerisinde Avcı Mahmut’ta bulunmaktadır. Ermeni birlikleriyle bir hayli muhabere yapılır. Milis güçlerimiz Taşkışla binasına girerler. Bir hayli kavgadan sonra milis güçlerinin mermileri tükenir. Amcam Ali Rıza Bey emrindeki kahramanlara ve hemen yanında bulunan Avcı Mahmut’a “geri çekiliyoruz” der ve geri çekilmeye başlarlar. Amcam binanın penceresinden kendisini aşağı atar. Otluklara doğru çekilirken arkandan gelen bir Ermeni kurşunu başının ense tarafından anlına doğru bir sıyırık bırakarak geçer. Avcı Mahmut ise binadan çıkmaya, pencereden atlamaya fırsat bulamaz ve şehit olur. Amcam sağlığında bunu bize böyle anlatmıştır. Hatta Otluklar mevkisindeki çayırlarımıza beni götürürken Taşkışla binasından atladığı pencereyi bana göstererek “ Bak Gülsen ben bu pencereden atlayıp geri çekilirken bir Ermeni kurşunu başımdan sıyırarak geçti. Avcı Mahmut pencereden atlamaya fırsat bulamayarak şehit düştü.” dedi. (Bu anlatımı Ali Rıza Bey’in ağzından aktaran Gülsen Ataman”
Taşkışla binasında kahramanca çarpışan Avı Mahmut, birçok Ermeni cemdeğini silahıyla yere serdikten sonra şehit olmuştur. Öldürdüğü Ermeni sayısının 34 kişi olduğunu Abılı Ömer Çelik aktarmıştır.
Bu esnada Abılı Ali,Abılı Ömer,Abılı Ağa ise Haznedar’dan kışlaya girmeye çalışan Ermeniler üzerine ateş açmışlardır.(Bu ifadeyi anlatan Avcı Mahmut’un oğlu Miktat Koman’ dır.)

Kışla binasının doğuya bakan üst sol penceresinde vurularak şehit düşen Avcı Mahmut’un naaşı kışla binasının hemen yanına defnedildi. Türk Hükümeti hakimiyeti sağlayıp,kışlaya yerleştikten sonra Avcı Mahmut,alay komutanının rüyasına geliyor,mezarının bulunduğu yere su doluyormuş,rüyada Avcı Mahmut:”Beni buradan çıkarın”diyor.Oğlu İmdat KOMAN’ın haberdar edilmesiyle birlikte naaş yerinden alınarak şimdiki nizamiye giriş kapısının kenarına defnediliyor.İmdat KOMAN’ın anlatımına göre:”Şehit edildiğinde defnedilirken başına sarılan işliği lehde yapışmış olup,cesedi hiç bozulmamıştır,çürümemiştir.Avcı Mahmut’un namının Rus hükümeti kayıtlarına geçtiğini ve 1918 tarihine dayandığını belirtmiştir.

Cahın’lılı Ali Ağa’nın oğlu Hacı İdris Atalay ise 1943 yılında Kağızman’daki 14.süvari alayında askerlik yaparken kışla binasının yanındaki Avcı Mahmut’un bir törenine 1943 yılında şimdiki nizamiye girişindeki yerine taşındığını belirtmektedir. Avcı Mahmut’un kendi ölçü aletleriyle kendi mermilerini doldurduğunu oğlu İmdat ve Miktat KOMAN anlatmıştır:

Avcı Mahmut’un silahları: Berdanka tüfek.1960 inkılâbında askeriye kararıyla toplanmış Kırıkkaleye gönderilerek doğratılmıştır. Legan (Destebaşı) tabanca Mehmet KOMANDA iken satılmıştır. Beşli Mavzer tüfek. Mustafa KOMAN’da iken satılmıştır. Maddel tüfek. İmdat KOMAN’da iken satılmıştır Makerizmalı(saçmalı) tüfek. İmdat KOMAN’da iken satılmıştır. Bir adet mermi. Berdanka tüfek mermisi Hacı Kadir KOMAN’da dumaktadır Nüfus kayıtları Avcı Mahmut’un Büyük oğlu İmdat Koman’ın 1309 yılı yani 1894 doğumlu olduğunu bildiriyor. Avcı Mahmut’un tahminen 20 yaşında evlenmiş olduğunu düşünürsek yaklaşık 1873 veya 1874 doğumlu olup,44–45 yaşlarında iken taş kışla binasında Ermenilerle kahramanca savaşarak şehit olmuştur.

Avcı Mahmut hakkındaki bu bilgileri bize aktaran, tarihimizin aydınlanması için bir ışık yakan Miktat oğlu Avcı Mahmut’un torunu Sayın Hacı Kadir ve Hasan Koman’a, teşekkürlerimizi sunarken yurdumuzu düşmanlardan temizleyip kurtulmasına fedakârlık eyleyen şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Ruhları şad olsun. (Kaynak: Sait Küçük-Lemin Gülderen, Kağızman’da Yaşanan Rus Zulmü ve Ermeni Mezalimi, Ankara / 2007

KAĞIZMANLI MEHMET ATAMAN
(Milli Şura Hükümeti Kağızman Sancağı Askeri Kumandanı)
(Doğumu: 1876 – Ölümü: 13.07.1942)

Kağızman’ın eski ailelerinden ve Aras üzerinde Kelek işleten Kelekçizadeler’den İsmail Beğin oğludur. Dedesi Molla Abdullah(Şair), onun babası da Yemen Ağadır. Anası Toprakkale Mahallesinden Feyzullah Beğ’in kızı Sümbül hanımdır. 1880 yılında Bağlaraltı mahallesinde doğmuş. “Medrese” denilen mahalle mektebinde yazı ve din derslerini öğrendikten sonra Kağızman’daki Rus ilk mektebini de bitirmiştir. Bundan sonra 20 yaşından (1900 den) itibaren Karstaki Türk Şehbenderleri (ilkin Mazhar Beğ) ile muhabereye başlamış, Eleşgert’ten geçen Türk tebaası Ermeni komitecileri ile çetecilerini ve Ruslara casusluk eden bazı Müslümanları haber vermiştir.

1905 Küçük Rus inkılabından sonra Ermeni Canfidalarının faaliyeti artınca, devletimizin buna mukabil kurduğu ve Ağrıdağından Karadeniz’e kadar hudut boylarında yer, yer şubeleri bulunan “Canbizar” teşkilatımıza gizlice yazılmıştır. Bu münasebetle Kağızman sancağındaki yerlerde tenhaca ele düşen Ermeni Komitecilerini Kağızman Canbizarlarıyla gizlice temizlemek hususunda büyük gayretleri görülmüştür. Balkan Harbi sırasında Kağızman’dan iane toplayıp Şehbenderlerimize teslime gayret etmesini Ruslar haber alınca, 1912 sonbaharında tevkif etmişlerse de muhakeme neticesinde beraat eylemiştir.

11 Kasım 1914 te evleri basılarak bazı evrakı ele geçtiğinden, ağabeyisi Ömer ve kardeşi Ali Rıza Beylerle beraber tevkif edilip Kars hapishanesine gönderilmiş; Sarıkamış harekatı lehimize inkişaf ettiği sıralarda Kars’ta panik başlarken 1915 yılının ilk günlerinde Bakü’ya sonra Rostof ve Riyazan hapishanelerine sürülmüş; nihayet Sibir’deki Tomsk vilayetinde siyasi mahkumlara mahsus Togur köyüne gönderilmiştir. Üç kardeş, Büyük Rus inkilabına kadar burada kalmış; 1917 Martında serbest kalınca trenle Bükü üzerinden Kars’a dönmüşlerdir.

1917 Ekim ayındaki Bolşevik ihtilalini müteakip Ruslar buralardan da çekilince mahalli idareler kurulurken Kağızman mutasarrıflığında idareyi ele alan muhtelit hükümette Türk mümessili olarak çalışmıştır. Kars’ta “Seyim idaresi” kurulunca kardeşi Ali Rıza Beğ vilayette Türk mümessili olduğundan bu iki kardeş Kağızman’da ve Kars’ta Türk ahalinin iyice silahlanarak Ermenilerin muhtemel ve beliren tecavüzlerine karşı koymalarına çok hizmet etmişlerdir. Mehmet Beğ Erzurum bozgunundan sonra Kars’ta azıtan Ermenilerin elinden, Sarıkamış esiri olan bir çok Türk askerlerini, köylü ve Rus elbiseleri tedarik ederek ve arabalara sürücü sahip gibi bindirerek Kağızman’a kaçırmaya muvaffak olmuştur. Bundan başka Kağızman’dan Ömer oğlu Mevlüt ve Karaca- İbrahim oğlu Kurban’ı gibi fedakarlar ile Karsta’ki Rus askerleri depolarından alınan askeri malzemeyi 18 araba ile Kağızman’a nakletmiştir.

Kars’tan nizami Türk askerleri (esirler) ve malzeme ile Kağızmanlılar kuvvetlendiği sıralar, Erzurum’dan kaçan Ermeni ordusu kumandanlarının talimatıyla Kağızmandaki Ermeni kuvvetleri, buradaki ahalimizi kırmak için birer bahane ve dostluk yoluyla silahlarını almaya giriştiler. Kağızman’ın üç mahallesindeki Ermeni ahaliyle elbirliği eden Ermeni kuvvetleri diğer yedi mahalleyi teşkil eden Türk ahalinin çıkardığı silahlı kuvvetin sekiz misli fazla idi.(4500 kadar) Mehmet Beğ bu yedi Türk mahallesini müdafaa eden ahali kuvvetimizin başında bulunmuş ve mücadelenin ruhunu teşkil etmiştir. Kağızman köylerinde de çete teşkilatı kurmuş. Kars yolunun en dar geçidindeki Morpet-Boğazını Kötek nahiyesi köylerine kestirerek(Bu boğazdaki kuvvetlere Camuşlulu Ferüz Bey kumanda ediyordu) Kağızmandaki Ermenilerin Kars’la muhabere irtibatına mani olmuş. Onları mütareke ve Ermeni mahalleleri (Kesikköprü) Aşağı Zuvar ve kısmen Yukarı Zuvar haricine çıkmamaya mecbur bırakmıştı.

Ordumuzun Erzurum’u kurtarıp Pasınlara gelişine kadar Kağızmanlı milislerimizin başında Mehmet Bey, Türk ahaliyi bu şekilde korumaya muvaffak oldu. 3 Mart 1918 de imzalanan Brest Litovsk muhadesiyle “üç sancak” içerisinde Kars vilayetinide geriye almamız mukarrer olunca, Ordumuz Hasankalesinden, doğuya doğru ilerlemeğe başladı. Ermeniler de de kımıldama fazlalaştı. Gerek Kars yolu üzerindeki Morpet-Boğazını açtırma ve gerekse Kağızmana sokulma hususuna Taşnak kuvvetleri hile ve yalancı-dostluk propogandalarına başvurdular. Mart ortalarında mütareke ile Morpet-Boğazını açtırınca Kötek nahiyesindeki Türk köylerinde katliam yaparak Kağızmana geçiyorlar. Mehmet Beğ’in en büyük hizmetlerinden birisi de, Kars’tan gelen bu muntazam Ermeni alayının ilerlemesi sırasında Kağızmandaki çoluk çocuk ve eli silah tutmayan kimselerin etraftaki köylere kaçmalarını kolaylaştırmış olmasıdır.

Az sonra Sarıkamıştaki Ermeni Generali Mazarbekof kuvvetleri de kasabaya gelip ele geçen Türkleri yağma ve katlediyor, 250 kadar kalan Mehmet Beğ çeteleri de etraf mahallerde Ermenilerle muharebeye devam ediyor. Mehmet Beğ, buradaki kuvvetlerimize cephane yetiştirip ordumuzla da irtibat kurmak üzere, fedakar arkadaşı Kadıoğlu Arsan Beğle birlikte Horasan köyüne gidip 36.Alay K.Hacı Hamdi Beğle görüşüp cephane alarak dönüyor. Ermeniler, Sarıkamışı istirdadımıza kadar Kağızman’da yağma ve katliamlarına devam ederek çekilmeğe başlıyor. Mehmet Beğ ile Kağızmanlı mücahitler derhal kasabaya giderek maktullerde henüz can vermemiş olan yaralı Türkleri kurtarıyorlar, iki gün sonra da 36.Alayımıza mensup suvariler Kağızman’a giriyor. 22-25 Nisan 1918 tarihlerinde Mehmet Beğ ve çetesi, Pifik ile Nahcivancık köylerinin Ermenilerden temizlenmesinde ve Arpaçay’ına kadar düşmanın takibinde hizmet görmüştür.

Mondros Mütarekesinin bir hafta sonrası Kars’ta kurulan “Milli-İslam Şurası”nın Kağızman Sancağı Askeri Kumandanı oldu. 1919 Nisanı ortalarında Karstaki Milli Şura Hükümeti merkezi İngiliz baskınıyla dağıtılınca, az sonra Kağızman’da Ermeni işgaline uğradı. Ermeniler Kağızman’da bir askeri mahkeme kurarak Kelekçizade İsmail Beğ ailesini sürgün ve idama mahkum ediyor, bu arada Mehmet Beğide tevkif ederek Kars Hapishanesine gönderiyorlar. Bu sıralarda kardeşi Ali Rıza Beğ Batum’dan Malta’ya sürüleceği anda kaçıp gelerek Ortakale köyünde Kağızman Milli Şurasını açıp çete yığarak teşkilat kurduğundan Mehmet Beği

Ermeniler rehine gibi Karstaki hapislanede tutuyorlar. Fakat Mehmet Beğ kardeşine gizlice haber gönderip, kendisi için bir fedakarlıkta bulunmamasını tavsiye ediyor.
Nihayet 1920 yazında Kağızman Ermenilerinden Doktor Armenak Asayof, Ali Rıza Beği yakalamak ümidiyle Mehmet Beği Kars Hapishanesinden çıkarttırarak Kağızman’daki evlerine götürüp göz hapisinde bulunduruyor. Ali Rıza Beğ Ortakale çetelerinden ayrılarak fedailerle bir gece kendi evlerini basarak ağabeyisini Kağızman’dan kaçırıyor. Bundan sonra iki kardeş Ortakale Milli Şurasında ve çetelerin başında çalışarak Taşnak kuvvetleriyle Karakurut ve Kağızman cephelerinde vuruşmağa devam ediyorlar.

1920 Eylül sonunda ordumuz Sarıkamışı kurtarmağa çalışırken, Mehmet Beğde Kuloğlu köyündeki müfrezesiyle Kağızman’dan kaçmakta olan Ermenileri takip ederek kasabayı daha fazla tahrip ve yakmalarına mani olmuş. 26-27 Eylül gecesi burayı işgal etmiştir.Üç gün sonra da Karaköseden gelen Hilmi Beğ livasına ait nizami kuvvetlerimiz Kağızman’a yetişmiştir.

Milli Şuradan önce ve sonra Kağızman’da bu şekilde çalışan Mehmet Beğ son kurtuluştan sonra Çarşı Mahallesindeki evinde mütevazı bir hayat geçirmeğe başlamıştır. Kardeşi Ali Rıza Beğ ise bir yıl kadar Kağızman Kaymakamlığı vekaletinde bulunup 1921 de Kars mebusu olarak B.M.M.de bulunmuş ve meşhur Çister-Projesinin akamete uğramasında da hizmetleri görülmüştür.

“3 Mart 1878 de haksız bir savaş tazminatı yerine Çarlığ’a bırakılan Kars-Ardahan-(Artvin dahil) Batum’dan ibaret Evliye-i Selese/ üç Sancağ’ın, tam 40 yıl sonra, 3 Mart 1918 Brest-Litowsk Antlaşması’na göre yerli halkın reyleri ile Türkiye’ye katılma hakkını Bolşevik Rusya kab ul etti. Haziran 1918’de Üç-Sancak’ta çok serbest olarak yapılan genel oyların sonucunu birer tutanakla tesbit eden tarafsız heyetlerden, her üç sancaktan seçilen 20 kadar Halk Temsilcisi bu tutanakları alarak, İstanbul’a götürüp 15 Ağustos 1918’de törenle VI. Sultan Mehmed Vaideddin’e sundu ve Anavatana katılma o gün çıkan bir Hatt-ı Hümayün’la gerçekleşti. (Kaynak: Sait Küçük-Lemin Gülderen, Kağızman’da Yaşanan Rus Zulmü ve Ermeni Mezalimi, Ankara / 2007)

ALİ RIZA ATAMAN
(Milli Şura Hükümeti Dâhiliye Mümessili 1884-1955)

Ali Rıza Bey, 1884 yılında Kağızman’da doğmuştur. Babası İsmail Bey, anası Feyzullah Bey’in kızı Sünbül Hanım’dır. Ali Rıza Bey, Mehmet ve Ömer Beyler’in küçük kardeşidir. Lakaplarına Kelekçizade denilmektedir. Kelekler Aras Nehri sularını geçmek için şişirilmiş tulumlardır ki bu kelekleri çalıştıranlar “ Kelekçi” olarak anılmıştır.(1)

TBMM Milletvekili kayıtlarında Ali Rıza Bey, nüfus kayıtlarında Ali Ataman olarak geçen Ali Rıza Bey ve kardeşleri “Ataman” soyadını almıştır.(2) “Ataman” kelimesi eskiden Kazaklarda “Başbuğ Unvanı” manasında kullanılmıştır. Başbuğ ise eski Türklerde “baş, başkan, komutan”manasındadır.(3) Ali Rıza Bey 14.12,1933 tarihinde Hasan Çavuş ve Habibe Hanım’dan olma 1319/1903 Sinop doğumlu Pakize Hanım ile evlenmiş ve çocukları olmamıştır.

Ali Rıza Bey 26.06.1955 yılında Kağızman’da hakkın rahmetine kavuşmuş, görkemli bir törenle Şahindere Mezarlığı’na defnedilmiştir. “Paşa Hanım” olarakta anılan Ali Rıza Bey’in eşi Pakize Hanım ise ondan 17 yıl sonra 24.05.1972 tarihinde ölmüştür.

“Kırkyıllık Karagünler” içerisinde doğan Ali Rıza Bey Rus okulunda okuyarak eğitim görmüş, zeki, atılgan millet ve vatanperver bir insan olarak Kars ve Kağızman’ın esaretten kurtulması için kardeşleriyle birlikte ilk milliyetçi çalışmasına Kars’ta fiilen işe başlamış olan Türk Birliği Cemiyeti’nde yerini alarak başlamıştır.

Elviye-i Selase’de (Üç Sancak: Kars, Ardağan, Artvin) oturan bütün Türkler, cemiyetin etrafında toplanmışlardır. Kars’ta bu Türkçülük ve Birleştirme propagandasını yapanlar arasında İsmail Beyzade Mehmet, Ömer ve Ali Rıza Beyler ile Kağızman da Müftü Mustafa Efendi yer almışlardır.(4)

1914 yılında yakalanan Türkçü Milliyetçiler Sibirya’ya sevk edilmektedirler. Bu sırada Kağızman’da üç kardeş olan Mehmet, Ömer ve Ali Rıza Beyler’de tutuklanarak Kars Hapishanesi’ne konulmuşlardır (5). Daha sonra bu tutuklular Sibirya, Orenburg gibi yerlere sürgüne gönderilmiştir. Mehmet, Ömer ve Ali rıza Beyler ise Domiski’ye sürülmüştür.1917 Rus İhtilali patlak verince Kars’a dönüş başlamıştır.(6)
Rusya’da sürgünde bulunan Türkler Kars’a dönerken Ruslar da Elviye-i Selase’den çekilmeye başlamış, yalnız Türkler ile Ermeniler kalmıştır. Ermeniler Doğu Anadolu’da teşekkül edecek “Büyük Ermenistan”ın tahakkukuna, muhakkak nazariyle bakarak her tarafta sarkıntılığa başlamışlardır. Ermenilerin bu sarkıntılıklarını durdurmak, halkımızı silahlandırmak için Kars’taki cemiyet binasında toplantı düzenlenir. Görev alanların arasında Ali Rıza Bey ve kardeşleri de bulunmaktadır. Ali Rıza Bey Kağızman’da ki genç Türkleri çevresinde toplayarak silahlandırır (7).
Kars’ta dört bin mevcutlu bir piyade alayı, iki bin kadar jandarma ve polis mensuplarıyla kurulacak Elviye-i Selase Hükümeti’nin kongre kâtipliğini yapan Fahrettin Erdoğan’la birlikte Kağızmanlı Ali Rıza Bey ve yanındaki 8 arkadaşı da görev almıştır (8).

1917 yılı sonları ile 1918 yılı başlarında Kağızman’da yer yer katliamlar düzenleyen Ermenilere karşı Ali Rıza Bey ve milisleri direniş göstermişlerdir. Yine Ali Rıza Bey’in komutasında bulunan Ortakale’de ki Milli Şura Kuvvetleri’nin Kağızman’da ki Ermeni birlikleri üzerine yaptıkları bir baskın esnasında milli kahramanlarımızdan Avcı Mahmut Taşkışla Binası’nda şehit düşmüştür.

1918 Nisan’ında 36 ncı Tümenin bir kuvvetinin Kağızman üzerine yürüdüğünü haber alan Ermeniler:”Kağızman’da kan döktürmeyelim, bizler sizi koruyalım sizlerde Türk ordusu gelince bizleri koruyun” diyerek kandırıp silahlarını ellerinden alarak yakaladıkları 125 Müslüman’ı Gamir Damı’na doldurup hapsetmişlerdir.
Bu sırada Ali Rıza Bey ve yanındakilerin silahlarını teslim etmelerini de rica etmişler. Ali Rıza Bey bu işte bir tuzağın kurulduğunu sezerek arkadaşlarıyla birlikte dağa çıkarak Türk ordusu Kağızman’a girinceye kadar Ermenilerle çarpışmış, hiç zayiat vermeden ordunun gelişine kadar dayanmıştır.(9)

Gamir Damı (hapishane) na doldurulan ahaliyi Ermenilerin katledileceğini duyan ali Rıza Bey arkadaşlarıyla beraber dağdan inerek Ermenilere baskın vermiştir.105 kişinin öldürüldüğü 20 civarında insanımızın da yaralı olarak kurtulduğu bu Ermeni katliamında Kağızman’lı meşhur şairimiz Recep Hıfzı’da vardır. Ali Rıza Bey’in kuvvetinde bulunan kahramanlarımızdan Dursun Usta, kardeşi Recep Hıfzı’nın süngülendiğini görünce acışarak diğer arkadaşlarıyla birlikte önlerinden çekilen Ermenilerle çarpışa çarpışa Kars’a kadar varmıştırlar.(10)
Müslüman Türk halkı canını, malını, vatanını hürriyet ve istiklalini korumak için ilk Türk Cumhuriyeti olan Cenubi Garbi(Güney – Batı) Kafkasya Cumhuriyeti’ni Kars’ta kurmuştur. Kurulan bu hükümetin 26 Kasım 1918 tarihli kongreden sonra adı “Milli İslam Şurası”olarak değiştirilmiş, vatanın ve milletin Ermeni ve Gürcü istilasına karşı korunması kararı alınmış olup Hükümet Reisliği’ne Cihangiroğlu İbrahim Bey getirilmiştir. Kağızmanlı Ali Rıza Bey’de bu hükümeti teşkil eden 12 aza arasında yerini almıştır.
Kağızmanlı Ali Rıza Bey milli mücadele faaliyetleri başlatılırken Kars’ta kurdukları Milli İslam Şurası’nın bir sancak şubesini de Kağızman’da açarak daha faal bir çalışma içerisine girmiştir. Ali Rıza Bey’in kurduğu bu Kağızman teşkilatında kardeşleri Mehmet ve Ömer Beyler, Hoca Ömer Lütfü Efendi, Kozlulu Kadı oğlu Aslan Bey, Mehmet oğlu Musa ve kardeşi Mikdat ve Nuh Beyler gibi şahıslar ve gönüllü Kağızmanlı kahramanlar vatan müdafaası için çalışmıştırlar.(11)
Daha sonra Kars’ta 17–18 Ocak 1919’da Yapılan Kongrede Milli Şura Hükümeti adını “Cenubu Garbi Kafkas Hükümeti Muvakkata-i Milliyesi” şeklinde değiştirilmiştir. Cumhurbaşkanlığı’na Cihangiroğlu İbrahim Bey getirilmiş ve aynı tarihte Kağızmanlı Ali Rıza Bey’in imzası ile yazılan yazı ile yeni vazifesi kendilerine bildirilmiştir. Hükümet azalarına mümessillik vazifeleri verilirken Kağızmanlı Ali Rıza Bey’de bu hükümetin Dâhiliye Nazırı (İçişleri Bakanı)olmuştur .(12)
13 Nisan 1919 günü Kars’ta bulunan bir İngiliz Alayı o günkü Cenubu Garbi Kafkas Hükümeti Mümessillerini şimdiki Vali konağı’nda basarak Dâhiliye Nazırı olan Kağızmanlı Ali Rıza Bey’le birlikte İstanbul’a oradan Ali Rıza Bey ‘i Batum’a arkadaşlarını da Malta’ya sürmüşlerdir.(13)
İfadesi alınmak üzere Batum’a götürülen Ali Rıza Bey orada Mahpus iken bir bahane ile kaçıp Artvin’e ve Oltu’ya oradan da Erzurum’a varıp Hariciye Nazırı Fahrettin Bey ile görüştükten sonra şura arkadaşı Bekir Bey’le Ortakaleye gelmiştir. Kağızman Pasını köylerinden Ortakale de Türk Bayrağı’nı dikip dalgalandırarak Milli Şura Hükümeti namına çalışma başlatmıştır. Fahrettin Bey; Ali Rıza Bey’e bol miktarda silah, cephane, makineli tüfek, öğretici Türk Çavuş ve erleri göndermiştir. Ali Rıza Bey Kağızman’dan ve çevre köylerinden topladığı yüz kadar taze kuvetle sık sık Kağızman’a baskınlar yaparak Ermenileri yıldırmıştır.(14)
General Harburd’un idaresindeki Amerikan Heyeti Erzurum’a geldiğinde Cenubi Garbi Kafkasya Cumhuriyeti hazırladığı 36 sayfalık Ermenilerin yaptığı katliama dair raporu heyete sunar. Bu raporda İngilizlerin Kars Parlementosu’nu basarak tevkif edip Batum’a götürdükleri amcası Ali Rıza Bey’i aramaya giden İsmailzade Ömer Bey’in oğlu Ahmet Efendi’nin Kağızman ile Kars arasında pusuya düşürülerek Ermenilerce öldürüldüğü bildirilmiştir.

Tekrar kuvvetlenen Kars Hükümeti çalışmalarını hızlandırmış, Kağızman’da da Ali Rıza Bey, Sarıkamışlı Bekir Bey ile Akçay’dan Karakale ve Karakurut nahiyelerinin idaresini ellerine alarak Ermenilerle çarpışmaya devam etmiştir. (15) Ortakale’deki bu Milis Kuvvetleri 12 nci Tümen’den Subay ve Silah-cephane yardımı görmüştür. 7 Kasım 1919’da top ve tüfekle kaçamayan halkı süngülerle şehit ederken bu çarpışmanın ikinci günü Milli Şura Kuvvetleri Ermenileri Başköy istikametinde püskürtmüşlerdir.

Doğu Cephesi Komutanlığı’nın verdiği işaret üzerine 28 Eylül 1920 Saat 03.00 te taarruza geçilmiştir. Ali Rıza Bey’in Milis Kuvvetleri de Zeraphane de bir örtme kuvveti bıraktıktan sonra geri kalan kuvvetiyle Çürük, Gülantep istikametinde ilerleyerek 15.00 sıralarında Karakurut’a varmıştır.
Kazim Karabekir Paşa’nın harekete devam emri ile 29 Eylül sabahı Sarıkamış 9 ncu Kafkas ve 12 nci Tümen birlikleriyle işgal edilmiştir.
Sarıkamış hareketinden sonra Sağ Kanad bölgesinde bulunan Kağızmanlı Ali Rıza Bey’in idare ettiği Milisler, Karakurut’tan ilerleyerek 29 Eylül’de Kağızman’a girmiş ve Kağızman’ı tutmuştur.
Sarıkamış-Karakurut ‘tan hareket eden 1 nci Mürettep Tugayı’nın 30 Eylül 1920’de Kağızman’a girmesiyle Kağızman civarındaki Ermeni Kuvvetleri Tuzluca istikametine çekilirken şirin ilçemiz Kağızman, Doğu Cephesi Komutanlığı ve ona kılavuzluk eden Ali Rıza Bey komutasındaki Milis kuvvetlerini oluşturan Kahramanlarımızın göstermiş oldukları fedakârlıklarla 1 Ekim 1920’de son kurtuluşuna kavuşmuştur.(16)
Kars ili düşman işgalinden kurtulup anavatana katıldıktan sonra Belediye ve Milletvekili seçimleri başlamıştır. Önce nüfus sayımı yapılmış, ardından belediye seçimleri gerçekleştirilmiştir. Milletvekili olmak isteyenler birer dilekçe ile belediyeye başvuruda bulunmuştur. Müracaat edenlerin adları cetvel halinde Belediye kapısına asılarak ilan edilmiştir. Müracaat edenlerin sayısı 32’ye çıkmıştır. Seçim başlamış ilk önce ikinci seçmenler seçilmiştir. Üç gün ara verilerek her kazada serbest oylarını kullanmak üzere ikinci seçmenler sandık başına varıp oylarını kullanmışlardır. Kazalardaki seçimler bitmiş en son olarak Kars seçimi yapılmıştır. Son oylar tespit edilmiş ve Kağızman’dan Milletvekilliği’ne aday olan Ali Rıza Bey 1 nci Dönem Kars Milletvekili olarak TBMM’ye girmiştir.(17)

Kars’ın, Kağızman’ın, Sarıkamış’ın düşman işgalinden kurtulmasında büyük emeği geçen milli kahramanımız, İstiklal Madalyası Sahibi Ali Rıza Bey; Şahindere Mahallesi Mezarlığı’nda yatmaktadır. Adı, evinin bulunduğu caddeye verilmiştir. Oysa bu önemli şahsiyetin ismi bir okula verilerek, mezarı ise bir anıt mezara dönüştürülerek yaşatılmalıdır. Hatta her yıl Kağızman’ın Kurtuluş Bayramı olarak kutlanılan 1 Ekim’lerde mezarı ziyaret edilmelidir.

Kaynaklar:
1- Evliya Çelebi Seyahatnamesi Cilt:4 Sayfa:27
2- Kars Valiliği, Kars 2002 S.83, Kağızman Nüfus Müdürlüğü Nüfus örneği.
3- Dil Derneği, Türkçe Sözlük, Kurtuluş Basımevi, Aralık 1988 Cilt 1 S.91-140
4- Fahrettin Erdoğan, Türk Ellerinde Hatıralarım, Kültür Bakanlığı Yayınları 1998 Ankara S.26
5- Aynı eser S.59
6- Aynı Eser S.137
7- Aynı Eser S.159-160
8- Aynı Eser S.163
9- Aynı Eser S.185
10- Rahmi Dursunüst, Hıfzı’nın ağabeyisi olan Dursun Usta’nın oğlu.
11- Erdoğan, Aynı Eser S.208
12- Kağızman’a Ismarladım Nar Gele, Azim Ofset Matbaacılık, Ortaca-Muğla 2000 S.96
13- Erdoğan, Aynı Eser S.264
14- Erdoğan, Aynı Eser S.264
15- Erdoğan, Aynı Eser S.272
16- Türk İstiklal Harbi, Doğu Cephesi, Genelkurmay Basımevi 1965 Ankara S.169
17- Erdoğan, Aynı Eser S.330-331


 




Kategori:
Toplam () adet yorum eklenmiştir.
Muğdet Kişi düzeltmeler 01.04.2018
Avcı Mahmut hakkında epey yanlışlarınız var. oğullarından alıntı yaptığınıza rağmen rus arşivleri öyle demiyor. öyle Taşkışlaya milis güçleri baskın yapmıyor. mezarı da öyle taşkışla yanında değil, Toprakkalede adına yapılan okulun arkasındadır. öyle Taşkışla boş değiş, rus işgalinde ruslarca yapılmış, içi ermeni askerler rus komutanlarla dolu kışladır. Tek başına baskın yapmıştır. binaya sızıp içerideki ermeni askerleri temizledikten sonra cephanelikten tüfekleri pencerelere dizmiş, tetiklerini de kendirle kendi bulunduğu yerden ateşleyecek şekilde saatlerce direnmiştir. bu direnişinde dışardan açtıuğı ateşle 200'den fazla askeri tek başına hakından gelmiştir.. taa ki mermiler bitip silahıyla tek başına girişi tuttuğu yerde şehit edilen kadar çarpışmıştır. öyle bir çok kişiyle gitti, pencereden atlayamadı, anlatanın usturuplu yalanı..
YAZARLAR
Canlı Maç Sonuçları